Nereden Bakmalıyız.?

Perakende piyasasında sıkça rastladığım bir deyim var.

- ” Her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır”.

Kesinlikle farklıdır.

Ama bir işi farklı yapmaya çalışmak onu doğru yapıyoruz anlamına gelmez.

Sektördeki personel ve yönetici sirkülasyonu had safhada. Farklı noktaların yetiştirdiği yöneticilerin sürekli değiş tokuş usulu piyasanın içinde gezmesi ve işletmelerin farklı farklı yoğurt yiyişleri görmesi kaçınılmaz tabi ki.

Bu durumdan en çok şirket patronlarının etkilendiği yadsınamaz. Dönemsel değişen satış, finans ve satın alma stratejileri, yerinde yada sağlıklı mı değerlendirmesi tam olarak yapılamadan, maceranın bitişi ve yeni bir maceranın başlangıcı giriyor işin içine.

İşletmelerdeki piyasa algısı dönemsel değişiyor. Ancak günün değişen şartları yada koşullarına göre mi, değişen ticari dengeye göre mi, değişen tüketim alışkanlıklarına göremi belli değil.

Her değişim kendi gerçeklerini getirip, hesaplaşmayı bitirdikten sonra aynı sonla karşılaşıyor.

Perakende piyasa, ticaret yapmanın en cazip alanıydı geçmişte sermaye sahipleri için. Dolayısıyla, bakkal dükkanı açar gibi şube açıp, sonra altından kalkılamaz bir bünye oluşunca piyasada dolaşan bahsettiğimiz yöneticilerden çağırıp döngüyü başlatmış oluyor.

Daha ilerisi, piyasa yapmış yöneticilerin sermaye sahiplerini perakende marketçiliğe yöneltmesi döngülerin başlangıcı.

Bu şekilde bir çok firmanın sonunda ya iflas ettiğini yada, ulusal ve ya sermaye döngüsüne girmeye çalışanlar tarafından alındığını görüyoruz.

İşi profesyonelce yapan girişimci takımlar, zaten borsaya açılmış ve markalaşma sürecini tamamlamış işletmeler ortaya çıkarıp, yatırılan sermayeyi bu değer üzerinden fazlaca cebine koyup piyasadan çıkmış oluyorlar.

Bir nevi döngünün sermaye sahipleri tarafından cazip gelen tarafı da bu aşama.

Piyasada aile şirketleri ( ulusal firmaları saymazsak ) % 80 ne varıyor. Tabi aile şirketlerinin kurumsallaşma süreçleri de kolay olmadığı için kısır döngüye katkı olmuş oluyor.

Yatırım ortaya çıkarılırken, her aşaması planlanmış, bilgi ve bilgi sistemleri üzerine ciddi paylar ayrılmış ve piyasa araştırması her anlamda tamamlanmış olmalıdır.

Kalifiye iş, kalifiye planlar ve kalifiye personeller ile elde edilir.

Kendi kuruluş misyonu, vizyonu ve ticari hukukunu oturtmamış işletmelerin bu kısır döngüden çıkması imkansızdır.

Her değişim doğruya götürmeyeceği gibi, her farklılıklarda doğru değildir.

Biz yoğurdumuzu yemeden önce ve ya yedirmeden önce işletmemizin kültürünü ve gerçek tabanlı stratejileri oluşturmuş olmamız gerek.  Yada döngüye girmemek için, sermayemizi doğru ve bildiğimiz alanda kullanmamız gerek.

Kısa dönemli hesaplar, cirolar, karlar anlayışı çarşıya uymayacaktır.

Dolayısıyla nereden bakmalıyız. ?

 

 

 

 

 

Perakendenin Sosyal Platformlarla Tanışması!

 Sosyal platformlardaki reklam ağlarının, reklam getirilerinin satış ve marka bilinirliğindeki etkisi gittikçe güçleniyor.

Perakende sektörünün web üzerindeki genişleme süreci oldukça yavaş ilerliyor gibi. Perakendenin sosyal medya    olanaklarını kullanmaya başlamasının zamanı geldi ve geçiyor bence. Elbet ki tüm perakende sosyal medyadan habersiz değil, ama özellikle gıda sektöründe bu girişim eksikliği gözleniyor.

Perakende gıda marketçiliğinin belli başlı reklam ve iletişim kanalları var. Haftalık ve ya dönemsel hazırlanan insert ve aktiviteler, el ilanları, branda ve basın yayın organlarına verdiği ilanlar ile tüketiciye ulaşmayı hedefliyor.

İnternet üzerindeki kurumsal web platformlarında yeterince ilgili göremeyen perakende  mağazacılık, sosyal medyanın bu gücüne bir çözüm bulmalıdır.

Şu bir gerçek ki, perakende mağazacılık kendi sektörünün önünü bu noktada açmış değildir.  Perakende işletme sahipleri, esnaflık anlayışından çıkıp, yatırımcı anlayışa dönüşmediği sürecede bir değişiklik olacağını sanmıyorum.

Uzun yıllar web den ve teknolojiden uzak durmuş, hatta gereğinden fazla para verilen demir baş kabul etmiş anlayışın hakim olduğu piyasanın kaybetmesi süpriz olmayacaktır.

Gerekli arge ve alt yapı yatırımlarını tamamlamış firmaların da, sosyal medya platformlarını çok iyi kullanıyor  durumda olmaları gereklidir.  Hatta şirket yönetiminde yeni bir departman oluşturup, sosyal medya ve reklam diye bu departmana isim bile vermelidir.

Sosyal medyanın bu gününe değil geleceğine bakıp, hem bilinirliğini hemde marka değerini artırmanın yollarını aramalı, ciro artırıcı çözümler bulmaya bakmalıdır.

Bunun için bazı ip uçları görüyoruz.

Çeşitli firmaların şehir fırsatları adı altında düzenlemiş olduğu toplu talep ve tüketim yönetimi kullanıla bilinir.

Artık tüketim noktalarının tümünde entegre çalışan çeşitli uygulamalar göreceğiz.

Teknolojiye ve sosyal platformlara uzak kalmış perakende işletmelerinde, ar-ge çalışmalarına bütçe ayırmaları ve uygulamalar geliştirmeleri kaçınılmazdır.

Çeşitli mobil yazılımlarla entegre çalışan, anında alışveriş yaptıran ve haber veren sistem yazılımları  başlangıç olabilir.

Markalaşma ve müşteri kazanma sürecinde, toplumu etkileyen faktörlerin ele alınmaması ve içerisinde bulunduğumuz değişimin fakında olunmaması mutlaka ciro ve karlık kaybında kendini gösterecektir.

Sosyal platformlarla tanışıklık, bir kaza sonucu olmasın. Kendi çözümlerimizi üretemiyorsak, kendi çözümsüzlüklerimizi üretiyoruz demektir.

Nereler yapıla bilinir  ve detaylı incelemeyi ayrıca sonraki yazılarımda gündeme getireceğim.

2011 © Sosyal & Biz. Tüm hakları saklıdır.
Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Kaynak gösterilmeden yayınlanamazlar.
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 565 other followers